İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nde (MEM) meydana gelen bir gizli telefon görüşmesi kaydı, FETÖ’nün geçmişteki yöntemlerini akıllara getirerek yeni bir güven krizi başlattı. 10 Nisan 2026 tarihinde ortaya çıkan ses kaydı, Temel Eğitimden sorumlu İl Müdür Yardımcısı Hasan Vermez’in bir gazeteciyle yaptığı görüşmeyi içeriyor. Bu kayıt, beş ay boyunca saklandıktan sonra savcılığa iletildi. Eğitim camiasında büyük yankı uyandıran bu durum, hem güven kaygılarını artırdı hem de tartışmaları derinleştirdi.
Hasan Vermez’in yalnızca bu görüşmeyi mi kaydettiği yoksa başka kişilerle de benzer uygulamalara gidip gitmediği belirsizliğini koruyor. Henüz resmi bir açıklama yapılmadığı için konu üzerindeki gizem devam ediyor. Eğitim kurumlarının yönetildiği bir yerde yaşanan bu gelişme, Türkiye’nin geçmişte kaset skandallarıyla yaşadığı krizleri yeniden gündeme taşıdı.
Türkiye, yakın tarihte gizli ses kayıtları ve “tape” operasyonlarıyla birçok tartışmalı sürece tanıklık etti. Özellikle FETÖ/PDY terör örgütünün, 2010’lu yıllarda devletin en kritik kurumlarını hedef alan yasadışı dinleme ve kayıt skandalları uzun süre ülke gündemini meşgul etti. Oslo görüşmeleri sırasında dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın adı karıştığı kriz, devlet politikalarının gizli kayıtlar üzerinden tartışıldığı bir dönemin başlangıcını temsil ediyordu. 17-25 Aralık sürecinde ise dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere birçok siyasetçiye ait telefon konuşmaları kamuoyuna sızdırılarak büyük bir siyasi belirsizlik yarattı.
Bu duruma bakıldığında, gizli kayıtların yalnızca bireyler üzerinde değil, devletin en yüksek kademelerinde de etkili olabileceği görülüyor. Yasadışı dinleme ve montaj tartışmaları, gizli kayıtların kamuoyuna sızdırılma yöntemleri uzun süre tartışmalara neden oldu. Bu süreç, Türkiye’nin siyasi tarihine “kaset ve tape operasyonları” olarak geçti. Bu nedenle, kamu gücü kullanan bir yöneticinin gizli ses kayıtları gibi yöntemlere başvurması trivial bir mesele olarak değerlendirilemez.
Son günlerde İzmir MEM’de yaşanan gelişmeler, kurum içinde ciddi bir güven krizi yarattı. Hasan Vermez’in yaptığı gizli görüşme kaydının varlığı, hem gerilim artırdı hem de güven sorgulamalarına yol açtı. Temizeller’in savcılık kayıtlarından elde edilen bilgilere göre, Vermez’in ses kaydını beş ay boyunca arşivde tutması ve resmi makamları bu süreçte bilgilendirmemesi, eğitim camiasında dikkat çekici bir soruyu gündeme taşıdı. Eğer gerçekten hukuka aykırı bir durum varsa, gizli ses kaydı neden olayın hemen ardından resmi mercilere iletilmedi? Neden beş ay boyunca işlem yapılmadan bekletildi? Bu sorular, İzmir MEM’deki güven krizinin daha da derinleşmesine neden olabilir.